Suna Kıraç tarafından yazılmış olan bir kitabın, bir yaşam öyküsünün kapak ismini yazıma başlık yaptım. Çünkü ibret almam gereken bir hayat öyküsü bu. (Henüz bu kitabı okumadım http://www.kitapyurdu.com/index.php?route=product/product&product_id=85545 Fırsat bulduğumda alıp okuyabilmek için bağlantısını burada kayıt altına alıyorum.)

Suna Hanım zengin ve güçlü bir iş kadını. Dünyevi açıdan şanslı bir kadın. Türkiye’nin en zengin isimlerinden Vehbi Koç’un kızı. İyi bir eğitim almış ve ciddi bir yoğunlukta iş hayatının akışına kendisini bırakmış. Evli bir kadın olmasına rağmen günlük ortalama 18 saatini işine adamış, yani ömrünün %75’ini. Çoğumuz Suna hanımın maddi imkanlarına sahip olsak, belki de hiç çalışmayıp paranın keyfini sürerdik ama Suna hanım böyle yapmayıp aşırı bir şekilde kendisini iş hayatına adamış. Derken bu yoğun iş temposunun getirdiği stresin sonucu olarak anne olamamış. İş kadını olmanın bedelini ilk olarak bu şekilde ödemiş. Ancak çocuk sahibi olamayışının sonucunda biricik kızı İpek hanımı 1985 yılının Şubat ayında henüz 4 aylıkken evlat edinmiş.  Ardından 1996 yılında ALS hastalığına yakalandığını öğrenmiş. 1997 yılında ise kendisi istemediği halde, biricik kızı henüz 13 yaşında olan İpek hanımın ısrarlarına dayanamayarak makineye bağlı olarak yaşamına devam etmeyi tercih etmiş. Uzun süredir sadece gözleriyle konuşabilen Suna Kıraç bugün hâlâ Koç Holding Başkan Vekili.  Allah hayırlı uzun ömürler nasip etsin ve Suna Kıraç ile birlikte tüm ALS hastalarına şifa versin.

Gelelim bu yaşam öyküsünden kendi payıma çıkan derslere;

1- Her şey iş değil,

2- Her şeye rağmen yaşamak güzel şey,

3- Para sahibi olmak, mutlu olmakla aynı şey değil,

4- Gerçek zenginlik, gözle görünmeyen tartıyla tartılamayan şeylere sahip olmaktan geçiyor,

5- Herkesin derdi kendine büyük,

6- Okumam gereken daha çok kitap var.